Menü
Sera etkisi, dünyanın etrafını saran atmosferin bir örtü gibi davranıp Güneş'ten gelen ısının bir kısmını yüzeye hapsetmesidir. Bu doğal süreç olmasa gezegenimiz yaşanmayacak kadar soğuk olurdu. Ancak son yüzyılda havaya karışan fazla karbondioksit, metan ve azot oksit gibi gazlar bu örtüyü kalınlaştırdı ve ortalama sıcaklıklar yükseldi. Konu çiftçiyi doğrudan ilgilendirir çünkü tarım hem bu ısınmadan zarar gören hem de sera gazı salımına katkıda bulunan bir sektördür. Yani hasadınız değişen iklimden etkilenir, öte yandan toprak işleme, gübreleme ve hayvancılık gibi işler de gaz salımına ortak olur. Bu rehber, sera etkisinin tarlada ne anlama geldiğini ve çiftçinin elindeki gerçekçi uyum ve azaltım yollarını anlatır.
Güneş ışınları atmosferi kolayca geçip toprağı, bitkiyi ve suyu ısıtır. Isınan yüzey bu enerjiyi geri yayarken uzun dalga boylu ısı ışınına dönüştürür. İşte atmosferdeki karbondioksit ve su buharı gibi gazlar bu geri dönen ısının bir bölümünü tutar ve tekrar yüzeye yollar. Camlı bir serada havanın dışarıdan daha sıcak olması gibi düşünebilirsiniz, adı da buradan gelir. Sorun sürecin kendisinde değil, dozunda. Sanayi, ulaşım ve enerji üretimi kadar tarımsal faaliyetler de havaya ek gaz bıraktıkça örtü kalınlaşır. Türkiye gibi zaten yazları sıcak ve birçok bölgesi kurağa yatkın bir ülkede bu birkaç derecelik artış bile buğdayın başak bağlama zamanını, meyvenin çiçek açma tarihini ve sulama ihtiyacını gözle görülür biçimde kaydırabilir.
Çiftçinin kafasını karıştıran nokta genelde budur. Tarım iki yönlü bir ilişki içindedir. Bir yandan iklim değişiminin faturasını en ağır ödeyen sektördür çünkü açık havada, toprağa ve yağışa bağlı çalışır. Kuraklık, dolu, aşırı sıcak dalgası ya da mevsimsiz don doğrudan gelir kaybı demektir. Öte yandan tarımın kendisi de sera gazı üretir. Çeltik tarlalarındaki su altında kalan toprak metan çıkarır, aşırı ve yanlış zamanlı azotlu gübreleme azot oksit salar, büyükbaş hayvanların sindirimi metan üretir, anız yakmak ise hem karbon salar hem toprağı fakirleştirir. Yani aynı çiftçi hem zarardan korunmak hem de salımını azaltmak durumundadır. Bu ikisini birbirinden ayrı iki iş gibi değil, aynı sürdürülebilir üretim mantığının iki yüzü olarak görmek daha doğrudur.
Soyut bir küresel konu gibi dursa da etkileri çok yereldir. Kışların ılıman geçmesi bazı meyve ağaçlarının ihtiyaç duyduğu soğuklama süresini düşürür, bu da tomurcuk düzensizliğine ve verim dalgalanmasına yol açabilir. Erken ısınan ilkbaharda ağaç erken uyanır, sonra gelen bir don çiçeği vurur. Yaz sıcaklarının uzaması buğday ve arpada tane dolum süresini kısaltıp dane iriliğini azaltabilir. Sıcak ve nemli geçen dönemler bazı zararlı ve hastalıkların yayılma alanını genişletir, daha önce görülmeyen bir bölgede yeni bir sorun ortaya çıkabilir. Yağışın toplam miktarından çok deseninin değişmesi de kritiktir. Aynı yağış bir mevsimde birkaç sağanağa sıkışırsa hem sel hem erozyon hem de kurak aralar yaşanır. Bunlar teorik değil, üreticinin defterine yazdığı gerçek risklerdir.
Azaltım küresel bir çabadır ama uyum çiftçinin kendi tarlasında bugün alabileceği önlemlerdir. Uyum, iklimi durdurmaya değil değişen koşullara üretimi ayarlamaya bakar. Bölgenizin yeni sıcaklık ve yağış eğilimine daha dayanıklı, kurağa ve sıcağa toleranslı çeşitler seçmek işin başıdır. Ekim ve dikim takvimini birkaç hafta öne ya da arkaya kaydırarak riskli dönemlerden kaçınmak, salma sulama yerine damla sulamaya geçerek her damla suyu değerlendirmek, toprağı sürekli örtülü tutup nemi korumak somut adımlardır. Ürün desenini çeşitlendirmek de bir sigortadır, tek ürüne bağlı kalan bir işletme kötü bir yılda tümüyle açıkta kalır. Don ve dolu gibi ani olaylara karşı erken uyarı için bölgesel hava verilerini takip etmek de artık lüks değil zorunluluktur.
Azaltım kulağa büyük gelse de tarladaki karşılığı çoğu zaman zaten daha verimli ve ekonomik üretimdir. Azotlu gübreyi toprak analizine göre, doğru miktarda ve doğru zamanda vermek hem cebi hem havayı korur çünkü fazla azot hem paranızı hem de gaz olarak uçup gider. Anız yakmayı bırakıp sapı toprağa karıştırmak veya toprak yüzeyinde tutmak karbonu toprakta tutar ve organik maddeyi artırır. Toprağı daha az ve daha akıllı işlemek, mümkün olan yerde azaltılmış toprak işleme uygulamak yakıt tüketimini ve karbon kaybını düşürür. Hayvancılıkta yem kalitesini ve rasyonu düzenlemek sindirim kaynaklı kaybı sınırlar, gübreyi düzgün depolayıp değerlendirmek metan salımını azaltır. Bu adımların ortak yanı, salımı azaltırken çoğunlukla maliyeti de düşürmesidir.
Az konuşulan ama güçlü bir gerçek şudur: sağlıklı toprak ve çok yıllık bitki örtüsü havadaki karbonu tutan doğal bir depodur. Bitkiler fotosentezle karbondioksiti alır, bir kısmını kök ve organik madde olarak toprağa aktarır. Organik maddesi yüksek bir toprak hem daha çok karbon tutar hem su tutma kapasitesi yüksek olduğu için kuraklığa daha dayanıklıdır, yani azaltım ve uyum aynı uygulamada buluşur. Yeşil gübreleme, ara ürün ve baklagil ekimi, ahır gübresi ve kompost kullanımı toprağın karbon deposunu besler. Tarla kenarındaki ağaç sıraları, meyve bahçeleri ve bağlar da yıllar boyunca karbon biriktirir. Toprağı çıplak ve işlenmiş bırakmak ise bu deponun boşalması demektir. Bu yüzden toprak sağlığına yatırım, aynı zamanda iklime yapılan bir yatırımdır.
Bu konuda tarlada dolaşan birkaç yanlış inanış üretimi olumsuz etkiler. Birincisi, sera etkisinin tümüyle kötü sanılmasıdır, oysa doğal sera etkisi olmadan yaşam mümkün değildir, sorun onun fazlalığıdır. İkincisi, tek bir soğuk kışın ısınmayı çürüttüğü düşüncesidir, oysa iklim tek bir yılla değil uzun yıllar eğilimiyle okunur, bir sezon serin geçmesi genel yönü değiştirmez. Üçüncüsü, azaltımın sadece büyük sanayinin işi olduğu, çiftçinin elinden bir şey gelmeyeceği inancıdır. Milyonlarca işletmenin toplamı düşünülünce tarımın katkısı ve dolayısıyla iyileştirme potansiyeli hiç de küçük değildir. Dördüncüsü, sürdürülebilir uygulamaların verimi mutlaka düşüreceği korkusudur, oysa doğru uygulandığında toprak sağlığı ve su verimliliği çoğu zaman uzun vadede verimi ve gelir istikrarını destekler.
Bütün resmi görünce çiftçi haklı olarak nereden tutayım diye sorar. Gerçekçi başlangıç, kendi işletmenizin en kırılgan noktasını bulmaktır. Suyunuz mu kısıtlı, donunuz mu sık, gübre masrafınız mı yüksek? Önce en büyük riskinizi hedefleyin, her şeyi aynı anda değiştirmeye çalışmak yorar ve yarıda bıraktırır. Toprak analizini yaptırıp gübrelemeyi ona göre planlamak, çoğu işletme için hem en hızlı hem en kazançlı ilk adımdır. Çeşit seçimi, sulama yatırımı ya da yeni bir ürün deseni gibi kararlarda bölgenizin koşullarını bilen bir ziraat mühendisine, il ve ilçe tarım müdürlüklerine ve ziraat odalarına danışmak en sağlıklısıdır. Bitki koruma ve gübre uygulamalarında ise kesinlikle uzman görüşü ve gerektiğinde reçete esas alınmalı, kulaktan dolma uygulamalardan kaçınılmalıdır. Küçük ama sürekli adımlar, büyük ama yarım kalan planlardan daima daha güçlüdür.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni