Menü
Bitkiler yaşamlarını sürdürmek için azot, fosfor ve potasyum gibi makro besinlerin yanı sıra çok küçük miktarlarda ihtiyaç duydukları demir, çinko, bor, mangan, bakır ve molibden gibi mikro elementlere de gereksinim duyar. Miktarları gram ile ölçülecek kadar az olsa da bu elementlerin biri eksildiğinde bitkinin tüm gelişim dengesi bozulur; verim ve kalite ciddi düşer. Türkiye topraklarının büyük bölümü kireçli ve yüksek pH'lı olduğundan, özellikle demir ve çinko eksikliği ülkemizde çok yaygın bir sorundur. Toprakta element aslında var olsa bile yüksek kireç ve pH nedeniyle bitki bunları alamaz. Bu rehberde mikro element eksikliklerinin nasıl tanınacağını, doğru teşhis yöntemlerini ve yaprak gübresiyle giderme mantığını Türkiye koşullarına göre ele alıyoruz.
Mikro elementler, bitkinin çok az miktarda ama mutlaka ihtiyaç duyduğu besin elementleridir. Başlıcaları demir (Fe), çinko (Zn), bor (B), mangan (Mn), bakır (Cu), molibden (Mo) ve klordur. Az miktarda gerekmeleri önemlerini azaltmaz; çünkü bunların çoğu bitki içindeki enzimlerin ve hormonların yapı taşıdır. Örneğin demir, klorofil üretiminde ve solunum zincirinde görev alır; çinko büyüme hormonu olan oksinin üretiminde rol oynar; bor hücre duvarının sağlamlığı, çiçek tozu canlılığı ve döllenmede kritiktir; mangan ise fotosentezde suyun parçalanması aşamasında çalışır. Bu elementlerden biri eksik olduğunda bitki gövdesini büyük, meyvesini iri veya köklerini derin yapamaz. Yani makro besinler bitkinin 'ana yakıtı' ise, mikro elementler o yakıtı işleten 'ateşleme sistemidir'. Biri bozulunca tüm mekanizma aksar. Bu yüzden bereketli görünen bir tarlada bile tek bir mikro element eksikliği tüm gübre yatırımını boşa çıkarabilir.
Türkiye'de mikro element eksikliğinin en sık nedeni, elementin toprakta gerçekten bulunmaması değil, bitkinin onu alamamasıdır. Ülkemiz topraklarının önemli bir kısmı kireçli, yani yüksek pH'lıdır (çoğunlukla pH 7,5 üzeri). Yüksek pH'ta demir, çinko ve mangan gibi elementler suda çözünmeyen bileşiklere dönüşür ve kökler bunları ememez. Bu duruma 'kireç zorlaması' veya 'gizli açlık' denir; toprak analizi elementin var olduğunu gösterse bile bitki aç kalır. İkinci önemli etken aşırı fosforlu gübrelemedir. Bilinçsizce yüksek fosfor atılan tarlalarda fosfor, çinko ile birleşerek onu bağlar ve çinko eksikliği tetiklenir. Ayrıca aşırı sulama, drenaj bozukluğu, düşük organik madde ve soğuk toprak da elementlerin alımını zorlaştırır. Bu nedenle Türkiye koşullarında sorunu çözerken önce toprak pH'ını ve gübreleme alışkanlığını sorgulamak, gerekirse organik madde ve toprak düzenleyiciyle pH'ı dengelemek gerekir. Yoksa toprağa ne kadar mikro element atsanız da kireç onu yeniden bağlar.
Demir eksikliği Türkiye'de en görünür mikro element sorunudur ve özellikle bağ, meyve bahçeleri, turunçgil ve sebzelerde sıktır. Belirtisi çok karakteristiktir: bitkinin en genç, uç yaprakları sararırken yaprak damarları yeşil kalır. Bu 'damar arası sararma' tablosuna halk arasında sıklıkla 'sarılık' denir. Demir bitki içinde hareket edemediği için eksiklik daima yeni sürgünlerden başlar; yaşlı yapraklar bir süre yeşil kalır. İleri durumda tüm yaprak sararır, hatta beyazlaşır ve uçlar kurur. Mangan eksikliği de damar arası sararmayla seyreder ancak demirden farkı, damarların çevresinde daha geniş yeşil bir kuşak kalması ve sararmanın biraz daha benekli, mozaik görünümlü olmasıdır. Mangan ve demir belirtileri sahada kolayca karışır; bu yüzden gözle teşhis yerine yaprak analizi ile ayırmak en doğrusudur. Her iki eksiklik de yüksek kireçli, iyi drene olmayan topraklarda artar. Önemli bir uyarı: aşırı sulanan, havasız kalan köklerde de demir alımı bozulur; yani her sarılık gübre eksikliği değildir, bazen fazla suyun işaretidir.
Çinko eksikliği Türkiye topraklarında, özellikle tahıl (buğday) ve mısır üretiminde çok yaygındır; İç Anadolu ve Güneydoğu'nun kireçli topraklarında ülke ekonomisini etkileyecek düzeyde görülür. Çinko büyüme hormonu üretiminde görev aldığı için eksikliğinde bitki boy uzatamaz. Karakteristik belirtileri: boğum aralarının kısalması nedeniyle bitkinin bodurlaşması, yaprakların küçük kalması (özellikle meyve ağaçlarında 'küçük yaprak' hastalığı olarak bilinir), yapraklarda damar arası açık sarı-beyazımsı lekeler ve rozetleşme yani sürgün ucunda yaprakların gül gibi kümelenmesidir. Tahıllarda ise yaprak ortasında beyazımsı kahverengi şeritler ve genel bir sarımsı soluklukla kendini gösterir. Çinko eksikliği sadece görüntüyü değil verimi de düşürür; tane doldurma ve başak oluşumu zayıflar. Çinko eksik topraklarda çinkolu gübre kullanımı buğday veriminde belirgin artış sağlayabildiği için bu konu Türkiye'de üzerinde ciddi çalışılan bir alandır. Aşırı fosforlu gübreleme çinko eksikliğini kışkırttığından, fosforu ölçüsüz atmamak önemli bir korunma yöntemidir.
Bor, hücre duvarının sağlamlığı, şeker taşınması, çiçek tozu canlılığı ve döllenme için vazgeçilmezdir. Eksikliği diğer elementlerden farklı olarak çoğunlukla yaprak renginden değil, büyüme noktalarından ve meyveden anlaşılır. Bor bitki içinde hareket edemediği için belirtiler en genç dokularda, sürgün uçlarında başlar: uç tomurcuğun ölmesi, sürgün ucunun kuruması, gövde ve saplarda çatlama, mantarlaşma, meyvelerde iç kararması, şekil bozukluğu ve boşluk oluşması tipiktir. Şeker pancarında 'kalp çürüklüğü', ayçiçeğinde tabla oluşum bozukluğu, elmada iç mantarlaşma bilinen bor eksikliği tablolarıdır. En kritik zararı döllenme aşamasındadır; çiçek tozu iyi gelişmediği için çiçek dökümü artar, meyve tutumu düşer. Ancak bor konusunda çok dikkatli olmak gerekir; çünkü bitkinin ihtiyaç duyduğu miktar ile zehirlenme sınırı birbirine çok yakındır. Fazla bor eksiklikten daha zararlı olabilir, yaprak kenarlarını yakar. Bu yüzden bor uygulamasında asla göz kararı ölçü artırılmamalı, mutlaka analiz ve uzman önerisi esas alınmalıdır.
Mikro element belirtileri sahada birbirine çok benzediği için yalnızca gözle teşhis sık sık yanıltır. Sararmanın nedeni demir olabileceği gibi, fazla su, kök hastalığı, azot eksikliği ya da soğuk toprak da olabilir. Bu yüzden kesin çözüm iki analizden geçer. Birincisi toprak analizidir; ekim öncesi toprağın pH'ını, kirecini, organik maddesini ve mevcut element düzeylerini gösterir, sorunun kaynağını (element yok mu, yoksa var ama bağlı mı) ortaya koyar. İkincisi ve mikro elementlerde daha belirleyici olanı yaprak (bitki) analizidir; büyüme döneminde alınan yaprak örneği, bitkinin o an gerçekte neyi ne kadar alabildiğini gösterir. 'Gizli açlık' denen, henüz belirti vermeyen ama verimi düşüren eksiklikler ancak yaprak analiziyle yakalanır. Örnek alırken doğru dönem ve doğru yaprağı seçmek şarttır; yanlış örnek yanlış sonuç verir. Analizleri il tarım müdürlükleri, ziraat fakülteleri veya yetkili özel laboratuvarlar yapar. Bir ziraat mühendisiyle sonucu birlikte yorumlamak, gereksiz ve zararlı olabilecek fazla uygulamanın önüne geçer. Kısacası: önce ölç, sonra gübrele.
Mikro element eksikliğini gidermenin iki yolu vardır: topraktan vermek ve yapraktan vermek. Kireçli, yüksek pH'lı topraklarda sorun elementin bağlanması olduğu için, toprağa atılan mikro gübre çoğu zaman yeniden bağlanır ve etkisiz kalır. İşte bu noktada yaprak gübrelemesi (yapraktan besleme) devreye girer. Mantığı basittir: elementi kökün ve kireçli toprağın engelini aşarak doğrudan yaprağa vermek. Yapraktan uygulanan mikro element hızla emilir ve etkisi günler içinde görülür; bu yüzden belirti görülen bitkide acil ve tamamlayıcı bir çözümdür. Toprak yoluyla, özellikle demir için şelatlı (kireçli toprağa dayanıklı, EDDHA gibi) formların kullanılması ise daha kalıcı çözüm sağlar. Yaprak gübrelemesinde başarı için birkaç ilke vardır: uygulamayı serin saatlerde, sabah erken veya akşamüstü yapmak (öğle sıcağında yaprak yanar ve buharlaşma emilimi düşürür); yaprağın alt yüzeyini de ıslatmak; aşırı dozdan kaçınmak. Yaprak gübrelemesi topraktaki asıl sorunu (pH, drenaj, düşük organik madde) çözmez; onu bir 'ilk yardım' olarak görüp uzun vadede toprağı iyileştirmeyi ihmal etmemek gerekir. Doz ve ürün seçiminde daima etiket talimatına ve ziraat mühendisi önerisine uyulmalıdır.
Mikro element yönetiminde en sık hata, her sararmayı gübre eksikliği sanıp analiz yaptırmadan üst üste ürün atmaktır. Oysa fazla verilen bor, çinko veya bakır zehirlenme yapar ve eksiklikten daha büyük zarar verir; özellikle bor bu konuda çok hassastır. İkinci yaygın hata, sorunun kaynağı olan yüksek pH ve düşük organik maddeyi görmezden gelip sürekli yapraktan gübreyle günü kurtarmaya çalışmaktır; toprak düzelmedikçe eksiklik her yıl geri gelir. Üçüncüsü, bilinçsiz ve aşırı fosforlu gübrelemedir; bu doğrudan çinko eksikliğini tetikler. Dördüncü hata, farklı gübre ve ilaçları kontrolsüz karıştırıp tankta çökeltiye ve yaprak yanığına yol açmaktır. Korunmanın temeli ise şudur: düzenli toprak ve yaprak analizi yaptırmak, ahır gübresi ve yeşil gübre ile organik maddeyi artırmak, dengeli ve ölçülü gübrelemek, sulama ve drenajı düzenlemek, gerektiğinde kireçli topraklara uygun şelatlı formları tercih etmek. Unutulmamalı ki mikro elementler ucuz girdiler olmasına rağmen doğru yönetildiğinde verim ve kalite üzerindeki etkileri büyüktür. En sağlam yol, kararları göz kararıyla değil analiz ve ziraat mühendisi danışmanlığıyla vermektir.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni