Menü
Bir bitki, tıpkı bir insan gibi dengeli beslenmeden sağlıklı büyüyemez, iyi ürün veremez. Toprakta ve gübrede karşımıza çıkan azot, fosfor, potasyum gibi isimler aslında bitkinin yemek tabağındaki farklı besinlerdir. Bu besinlerin bir kısmına bitki bol miktarda ihtiyaç duyar, bunlara makro elementler deriz; bir kısmına ise çok küçük miktarlarda ama mutlaka ihtiyaç vardır, bunlar da mikro elementlerdir. Çiftçinin bu mantığı kavraması, gübre torbasının üzerindeki rakamları anlamlandırmasını ve tarlasında gördüğü sararmayı, cılızlığı, meyve dökümünü doğru okumasını sağlar. Bu rehberde her elementin bitkide ne iş yaptığını, eksikliğinde ve fazlalığında neler olduğunu Türkiye koşullarına göre sade bir dille anlatıyoruz. Amaç ezber değil, tarlada gördüğünüzü anlayabilmeniz.
Bitkinin ihtiyaç duyduğu elementleri makro ve mikro diye ayırmamızın tek sebebi miktardır, önem değil. Bitki azota, fosfora, potasyuma kilogram düzeyinde ihtiyaç duyarken; demir, çinko, bor gibi elementlere gram hatta miligram düzeyinde ihtiyaç duyar. Ama az ihtiyaç duyması, o elementin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bunu şöyle düşünün: bir yemekte una çok, tuza az ihtiyaç vardır ama tuz olmadan da yemek olmaz. Makro elementler kendi içinde ikiye ayrılır. Birincil makrolar azot (N), fosfor (P) ve potasyumdur (K); gübre torbalarında gördüğünüz NPK rakamları tam da bunlardır. İkincil makrolar ise kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg) ve kükürttür (S); bunlara da hatırı sayılır miktarda ihtiyaç vardır ama çoğu toprakta yeterince bulunduğu için daha az konuşulur. Mikro elementler ise demir, çinko, mangan, bakır, bor, molibden ve klordur. Türk çiftçisinin sık yaptığı hata, sadece NPK'ya odaklanıp mikro elementleri tamamen görmezden gelmesidir. Oysa özellikle kireçli, yüksek pH'lı topraklarımızda mikro element eksiklikleri çok yaygındır.
Azot, bitkinin en çok görünür etkisini yaptığı elementtir. Yaprakların koyu yeşil rengini veren klorofilin ve bitkinin yapı taşı olan proteinlerin temel bileşenidir. Bol azot alan bir bitki hızlı büyür, gür yapraklanır, koyu yeşil olur. Buğdayda kardeşlenmeyi, mısırda gövde gelişimini, sebzelerde yaprak bolluğunu doğrudan azot yönetir. Eksikliğinde en tipik belirti, önce alt yapraklardan başlayan sararmadır. Bunun sebebi azotun bitki içinde hareketli olmasıdır; bitki yeni yaprakları beslemek için yaşlı yapraklardaki azotu söküp taşır, bu yüzden yaşlı yapraklar önce sararır. Bitki genel olarak cılız, açık yeşil ve bodur kalır. Fazlalığında ise başka bir tehlike vardır: bitki aşırı yapraklanır, gövdesi sulu ve gevrek olur, meyveye ya da tane bağlamaya geçemez. Buna çiftçilerimiz halk arasında bitkinin sazlamaya kaçması der. Aşırı azotlanmış buğday yatar, aşırı azotlu domates sürekli yaprak yapar ama meyveyi ihmal eder. Ayrıca fazla azot bitkiyi yumuşatıp hastalık ve zararlıya daha açık hale getirir. Azot topraktan kolayca yıkanıp gittiği için yönetimi en zor elementtir.
Fosfor, bitkinin enerji parasıdır; hücre içindeki tüm enerji alışverişi fosfor bileşikleri üzerinden yürür. Pratik tarımda fosforun en görünür işleri kök gelişimi, çiçeklenme, tane ve tohum bağlama ile olgunlaşmadır. Özellikle genç fideler için kritiktir; sağlam ve derine giden bir kök sistemi kurmak fosfora bağlıdır. Bu yüzden ekim gübrelerinde fosfor oranı genellikle yüksek tutulur, çünkü bitki hayatının başında güçlü köke ihtiyaç duyar. Fosfor eksikliğinin en ilginç ve ayırt edici belirtisi, yaprakların sararması değil, mor ya da kırmızımsı bir renk almasıdır. Bu özellikle soğuk baharlarda mısır fidelerinde çok görülür, çünkü toprak soğukken kökler fosforu iyi çekemez ve bitki geçici mor renk gösterir. Eksiklikte bitki bodur kalır, çiçeklenme ve olgunlaşma gecikir. Türkiye topraklarında dikkat edilmesi gereken önemli bir gerçek şudur: fosfor toprakta çok hareketsiz bir elementtir ve kireçli, yüksek pH'lı topraklarımızda kalsiyumla bağlanarak bitkinin alamayacağı forma geçer. Yani toprakta fosfor var ama bitki ona ulaşamaz. Bu yüzden fosforlu gübreyi köke yakın vermek etkiyi artırır.
Potasyum diğer iki makro element gibi bitkinin yapısına girmez; bir yapı taşı değil, bir düzenleyicidir. Bitki içinde adeta bir trafik polisi gibi çalışır. Yaprak yüzeyindeki gözeneklerin açılıp kapanmasını, dolayısıyla bitkinin su kaybını ve terlemesini yönetir. Bu yüzden potasyumu iyi beslenen bitki kuraklığa ve soğuğa daha dayanıklıdır, bu da Anadolu'nun susuz ve sert koşulları için çok değerlidir. Potasyumun en sevilen etkisi kalite üzerindedir. Meyvede şeker oranını, rengi, iriliği, dayanıklılığı ve raf ömrünü potasyum belirler. Bağda salkımın tatlanması, domatesin sertliği ve renk alması, patateste nişasta, şeker pancarında şeker oranı doğrudan potasyumla ilgilidir. Meyve döneminde potasyuma ihtiyaç zirveye çıkar. Eksikliğinin klasik belirtisi, yaşlı yaprakların kenar ve uçlarından başlayan yanma, kavrulma görünümüdür; yaprağın ortası yeşil kalırken kenarları kahverengileşip kurur. Potasyum da azot gibi bitki içinde hareketli olduğu için belirti önce yaşlı yapraklarda çıkar. Eksik potasyumlu bitki hastalıklara ve kuraklığa karşı zayıf düşer, meyvesi küçük ve tatsız kalır.
Bu üç element makro miktarda gerekir ama çoğu zaman gölgede kalır. Kalsiyum bitkinin iskeleti gibidir; hücre duvarlarını sağlamlaştırır, meyveyi ve dokuyu diri tutar. En çok bilinen eksiklik belirtisi domates ve biberde görülen çiçek burnu çürüklüğüdür; meyvenin dip kısmı kararıp çürür. İşin ilginci, çoğu zaman toprakta kalsiyum vardır ama düzensiz sulama yüzünden bitki onu meyveye taşıyamaz; yani sorun genelde kalsiyum eksikliğinden çok su yönetiminden kaynaklanır. Kalsiyum bitki içinde hareketsiz olduğu için belirti daima yeni, genç kısımlarda ve meyvede çıkar. Magnezyum ise klorofilin tam merkezinde yer alır, yani yeşil rengin kalbindedir. Eksikliğinde yaşlı yapraklarda damarlar yeşil kalırken damar aralarının sararması, yani kılçık gibi bir sararma deseni görülür. Asidik ve kumlu topraklarda magnezyum eksikliği daha sık çıkar. Kükürt de proteinlerin yapısında bulunur ve eksikliği azota benzer bir sararma yapar; ancak farkı, kükürt eksikliğinin önce genç yapraklarda görülmesidir, çünkü kükürt bitki içinde azot kadar kolay hareket edemez.
Mikro elementler bitkinin içinde çoğunlukla enzimlerin çalışmasını sağlayan minik ama kritik parçalardır. En sık karşılaşılanı demirdir. Demir eksikliğinin belgesi, en genç yaprakların açık sarı hatta sarımsı beyaz olması, ama damarların yeşil kalmasıdır; bu ağ gibi bir görünüm oluşturur. Türkiye'nin kireçli topraklarında demir aslında bolca vardır ama yüksek pH yüzünden bitki onu alamaz, buna demir klorozu denir ve özellikle bağ, şeftali, kiraz gibi meyve bahçelerinde çok yaygındır. Çinko eksikliği ülkemiz topraklarının en bilinen sorunlarından biridir, özellikle Orta Anadolu buğday ve mısır alanlarında; yapraklarda küçülme, boğum aralarının kısalması ve rozetleşme görülür. Bor çiçeklenme, tozlaşma ve meyve tutumu için kritiktir; eksikliğinde ayçiçeğinde tabla bozulur, elmada iç çürüklük, pancarda kalp çürüklüğü olur. Ancak bor çok dar aralıklı bir elementtir, azı da çoğu da zarar verir, bu yüzden en dikkatli davranılması gereken mikro elementtir. Mangan, bakır ve molibden de belirli enzim işlevleri için gereklidir. Mikro elementlerin ortak özelliği, çoğu eksikliğinin en genç yapraklarda çıkmasıdır, çünkü bunlar bitki içinde kolay taşınmaz.
Bir çiftçinin altın kuralı şudur: belirtinin yaşlı yaprakta mı yoksa genç yaprakta mı çıktığına bakın. Element bitki içinde hareketli ise (azot, fosfor, potasyum, magnezyum) bitki yaşlı yapraklardan söküp genç yapraklara taşır, bu yüzden belirti önce alt, yaşlı yapraklarda görülür. Element hareketsiz ise (kalsiyum, demir, çinko, bor, kükürt) taşınamaz ve belirti en tepedeki genç yapraklarda ya da meyvede çıkar. Bu tek ipucu bile eksikliği daraltmanızı sağlar. İkinci önemli kavram, fazlalığın da en az eksiklik kadar tehlikeli olmasıdır. Aşırı azot meyveyi kaçırır, aşırı bor bitkiyi zehirler, bir elementin fazlası çoğu zaman başka bir elementin alımını engeller. Buna antagonizma denir: örneğin çok potasyum magnezyum alımını bloke edebilir, çok fosfor çinko ve demir alımını zorlaştırır. Üçüncü kritik nokta, çoğu eksikliğin gerçek sebebinin toprakta o elementin olmaması değil, bitkinin onu alamaması olmasıdır. Yüksek pH, aşırı kireç, soğuk toprak, susuzluk ya da aşırı su, kökün elementi çekmesini engeller. Yani gübre atmadan önce toprak analizi yaptırmak, körlemesine gübrelemekten her zaman daha akıllıcadır.
Türkiye topraklarının çok büyük bir bölümü kireçli ve yüksek pH'lıdır. Bunun pratik sonucu şudur: demir, çinko, mangan ve fosfor gibi elementler toprakta bulunsa bile bitki bunları zor alır. Bu yüzden ülkemizde çinko ve demir eksikliği son derece yaygındır ve sadece NPK atmak çoğu zaman sorunu çözmez. İkinci gerçek, organik maddenin azlığıdır; topraklarımızın çoğu organik madde bakımından fakirdir, bu da hem besin tutma kapasitesini hem de mikro elementlerin bitkiye sunumunu düşürür. Bu yüzden ahır gübresi, yeşil gübreleme ve kompost gibi organik takviyeler, sadece besin katmakla kalmaz, toprağın besinleri bitkiye verebilme yeteneğini de artırır. Pratik bir yaklaşım olarak: gübreleme kararını tahminle değil, yaptıracağınız toprak analizi ve gerekirse yaprak analizi sonucuna göre verin. Belirti gördüğünüzde önce sulama ve toprak koşullarını sorgulayın, çünkü çoğu sorun besin yokluğundan değil, alım engelinden kaynaklanır. Hangi gübrenin, hangi dozda ve ne zaman verileceği ise tarlanızın toprağına, ürününüze ve döneme göre değişir; bu kararı bir ziraat mühendisi ile analiz sonucuna bakarak netleştirmeniz, hem verimi hem cebinizi korur.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni