Menü
Buğday tarlasında başaklar olgunlaşmaya başladığı sırada bitkilerin bir kısmının ya da tamamının yere doğru devrilmesine yatma denir. Yatma, hasadı zorlaştırmakla kalmaz; tane doldurma döneminde su ve besin taşınmasını bozarak verimi yüzde 10 ile 40 arasında düşürebilir, hektolitre ağırlığını ve kaliteyi geriletir, biçerdöver kaybını artırır. Türkiye koşullarında yatma çoğu zaman tek bir sebepten değil, aşırı azot, sık ekim, hassas çeşit seçimi, kök ve sap zayıflığı ile ilkbahar sonu fırtınalarının birleşiminden kaynaklanır. Bu rehberde buğdayın neden yattığını kök ve sap kaynaklı olmak üzere iki ana grupta ele alıyor, tarlada gördüğünüz belirtilerden gerçek nedeni ayırt etmenizi ve bir sonraki sezon için pratik önlemleri planlamanızı hedefliyoruz.
Yatma iki farklı biçimde ortaya çıkar ve nedenleri de birbirinden ayrıdır. Kök yatmasında bitki, sap kırılmadan kökten itibaren yana devrilir; toprak yüzeyine yakın bakıldığında kök tacının topraktan kalktığı, bitkinin adeta menteşe gibi eğildiği görülür. Bu tip, gevşek ve aşırı ıslak topraklarda, kök sisteminin sığ kaldığı tarlalarda yaygındır. Sap yatmasında ise sap belli bir boğumdan (genellikle en alttaki iki boğum) bükülür veya kırılır; bitkinin dibi toprakta sabit kalır ama üst kısım kıvrılarak yatar. Tarlaya girdiğinizde sapı elinize alıp inceleyin: kırık boğum varsa sap yatması, kök tacı topraktan sıyrılmışsa kök yatması söz konusudur. Bu ayrımı yapmak önemlidir çünkü kök yatması daha çok ekim sıklığı, toprak yapısı ve kök gelişimiyle; sap yatması ise azot fazlalığı, sap uzunluğu ve çeşidin sap sağlamlığıyla ilgilidir. Ayrıca yatmanın hangi dönemde olduğu da ipucudur: çiçeklenmeden hemen sonra erken yatma verimi en çok düşürür, süt olum sonrası geç yatma ise daha çok hasat ve kalite kaybı yaratır.
Türkiye genelinde yatmanın en yaygın tetikleyicisi bilinçsiz azotlu gübre kullanımıdır. Fazla azot, bitkiyi hızlı ve gür bir vejetatif gelişmeye iter; sap uzar, boğum araları incelir, hücre duvarları yeterince kalınlaşamaz ve üstteki yeşil aksam ağırlaşır. Sonuçta uzun, gürbüz görünen ama zayıf bir gövde ortaya çıkar ve ilk kuvvetli yağış veya rüzgarda devrilir. Özellikle tek seferde ve geç dönemde verilen yüksek azot dozları riski büyütür. Doğru yaklaşım azotu bölerek vermektir: bir kısmı ekimle veya kardeşlenme başında, kalanı sapa kalkma öncesinde uygulanır; böylece bitki azotu ihtiyaç dönemlerinde alır, aşırı sürgün yapmaz. Azotu fosfor ve potasyumla dengelemek de kritiktir. Potasyum sap dokusunu ve hücre çeperlerini güçlendirdiği için yatmaya karşı doğrudan direnç sağlar; sadece azota yüklenip potasyumu ihmal etmek en sık yapılan hatalardandır. Gübre miktarını tahminle değil, mutlaka toprak analizi ve hedeflenen verime göre belirlemek gerekir. Ahır gübresi veya önceki baklagil ürününden gelen ekstra azotu da hesaba katmadan üstüne kimyasal azot yığmak, gözle görülmeyen bir fazlalık yaratıp yatmayı davet eder. Kesin doz için bölgenizdeki ziraat mühendisinden ve toprak analiz sonucunuzdan destek alın.
Metrekareye düşen bitki sayısı arttıkça bitkiler ışık için birbiriyle yarışır. Gölgede kalan alt boğumlar incelip uzar, saplar zayıflar ve tarla adeta tek bir örtü gibi rüzgara karşı geniş yüzey oluşturur; bir kısım yatınca domino etkisiyle geniş alanlar birlikte devrilir. Ayrıca sık ekimde kökler dar hacimde sıkışır, her bitkiye düşen kök gelişme alanı azalır ve kök yatmasına yatkınlık artar. Sık ekilen tarlalarda nem daha uzun süre yaprak arasında kalır, bu da kök çürüklüğü ve sap hastalıklarına zemin hazırlayarak yatmayı ikinci bir yoldan tetikler. Çözüm, çeşide ve ekim zamanına uygun tohumluk normunu tutturmaktır. Erken ekimlerde bitki daha çok kardeşleneceği için tohum miktarını biraz düşürmek, geç ekimlerde ise kardeşlenme az olacağından bir miktar artırmak mantıklıdır. Tohumu metrekareye düşecek istenen başak sayısına göre, bin dane ağırlığını ve çimlenme gücünü hesaba katarak ayarlamak gerekir; çuval hesabıyla kaba atım yapmak çoğu zaman gereğinden sık tarla demektir. Mibzerin düzgün çalışması, sıra arası ve derinliğin tekdüze olması da bitkilerin dengeli dağılıp güçlü sap yapmasına yardım eder.
Her buğday çeşidinin yatmaya dayanımı farklıdır ve bu, seçimle kontrol edebileceğiniz en güçlü faktörlerden biridir. Eski, uzun saplı yerel çeşitler gösterişli görünse de rüzgar ve yüksek gübreye karşı kolay devrilir. Modern ıslah çeşitlerinin çoğu kısa ve orta boylu, kalın saplı ve sağlam kök yapılı seçilmiştir; aynı gübre ve ekim koşulunda çok daha dik kalırlar. Tohumluk alırken çeşidin katalog veya sertifika bilgisindeki yatmaya dayanım notuna bakın ve kendi bölgenizin sulama, gübre ve rüzgar koşuluna uygun olanı tercih edin. Sulu tarım yapıyor veya bol gübre veriyorsanız mutlaka kısa boylu ve yatmaya dayanıklı bir çeşit seçmek gerekir; verimli, taban arazide uzun saplı çeşit ekmek yatmayı neredeyse garanti eder. Öte yandan kuru ve fakir topraklarda aşırı kısa çeşit bazen yeterli sap ve saman vermez, bu yüzden çeşidi arazinin gerçek verim potansiyeline göre seçmek doğrudur. Komşu tarlaları ve bölgede yıllardır denenmiş, yatmadığı bilinen çeşitleri gözlemlemek, katalog bilgisini yerel deneyimle birleştirmenin en pratik yoludur.
Yatmanın son tetiği çoğu zaman havadır. Başaklar tane bağlayıp ağırlaştıktan sonra gelen kuvvetli sağanak, saplara hem üstten su ağırlığı bindirir hem de toprağı yumuşatarak kökün tutunmasını zayıflatır; peşinden esen rüzgar bu gevşemiş bitkileri kolayca devirir. Özellikle mayıs sonu ve haziranda görülen gök gürültülü sağanaklar, dolu ve ani fırtınalar Türkiye'de en çok yatma yapan olaylardır. Uzun süre esen tek yönlü rüzgar, tarlayı hep aynı istikamete yatırırken; ani hortum ve dolu düzensiz, parça parça yatmalar bırakır. Havayı değiştiremezsiniz ama bitkiyi bu olaylara hazırlıklı kılabilirsiniz: dengeli gübreyle güçlü sap, uygun sıklıkta ekim ve dayanıklı çeşit, aynı fırtınada bir tarlanın yatıp yanındakinin dik kalmasını sağlayan farktır. Rüzgara açık, hakim rüzgar yönüne dik uzanan tarlalarda risk daha yüksektir; bu tarlalarda çeşit ve gübre tercihlerini daha temkinli yapmak gerekir. Sulama yapılan yerlerde, hava tahmininde kuvvetli rüzgar ve yağış beklenen günlerde tarlayı iyice ıslatıp ağırlaştırmamak, sulamayı bu dönemlerin dışına almak da pratik bir önlemdir.
Yatmanın görünmeyen zemini çoğu kez kök ve sap sağlığındaki bozukluktur. Sıkışmış, alt katmanında pulluk tabanı bulunan topraklarda kökler derine inemez, sığ ve yüzeysel bir sistem oluşur; bu bitkiler rüzgara karşı zayıf tutunur. Aşırı sulanan veya drenajı bozuk, su tutan tarlalarda kök tacı sürekli ıslak kalır, çürür ve kök yatması kolaylaşır. Ayrıca sap dibi ve kök çürüklüğü yapan bazı fungal hastalıklar boğumları içten zayıflatarak, gözle sağlam görünen bir sapın hafif yükte kırılmasına yol açar; ekim nöbeti uygulamadan yıllarca aynı tarlaya buğday ekmek bu hastalıkların birikmesini sağlar. Önlem olarak toprağın sıkışmasını gidermek, gerekli yerlerde derin sürüm veya çizel ile pulluk tabanını kırmak, tarla içi drenajı düzeltmek ve fazla suyu biriktirmemek gerekir. Baklagil gibi ürünlerle ekim nöbeti uygulamak hem toprak yapısını iyileştirir hem hastalık baskısını düşürür. Sertifikalı, sağlıklı tohum kullanmak ve dengeli beslemeyle güçlü kök geliştirmek de temeldir. Sap dibi hastalığı şüphesi varsa doğru teşhis ve uygulama için mutlaka ziraat mühendisine danışın; körü körüne ilaçlamadan kaçının.
Yatmayla mücadele hasat zamanı değil, ekimden önce başlayan bütünsel bir plandır. Ekim öncesinde toprak analizi yaptırıp gübre programını buna göre kurun ve bölgeniz için yatmaya dayanıklı, uygun boylu bir çeşit seçin. Ekimde tohumluk normunu çeşide ve ekim tarihine göre ayarlayarak ne seyrek ne aşırı sık bir tarla hedefleyin; mibzeri düzgün ayarlayıp tekdüze derinlik ve dağılım sağlayın. Büyüme döneminde azotu tek seferde değil bölerek, bitkinin ihtiyaç dönemlerine denk getirerek verin ve potasyumu ihmal etmeyin. Sulu koşulda sapa kalkma döneminde suyu ölçülü kullanın, fırtına beklenen günlerde tarlayı fazla ıslatmayın. Sezon içinde tarlayı gözleyin: aşırı gür, koyu yeşil ve fazla uzayan bir gelişim yatma habercisidir. Yoğun girdi ile üretim yapan bazı üreticiler sap boyunu kısaltıp dayanımı artıran büyüme düzenleyici uygulamalara başvurabilir; ancak bunlar çeşide, doza ve zamana çok duyarlı olduğu için mutlaka ziraat mühendisi önerisiyle ve etiket koşullarına uyularak yapılmalıdır. Son olarak, riskli tarlalarda hasadı geciktirmemek, olgunlaşan ürünü ilk uygun günlerde kaldırmak, yağış ve rüzgar gelmeden önce hasat ederek yatma ve dane kaybı riskini azaltmanın en kesin yoludur.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni