Menü
Bir bitki tıpkı insan gibi dengeli beslenmeye ihtiyaç duyar. Toprakta 17 element bitki gelişimi için mutlaka bulunmalıdır. Bunlardan karbon, hidrojen ve oksijen havadan ve sudan karşılanır. Geriye kalan 14 elementi ise bitki topraktan, kökleriyle alır. İşte gübreleme dediğimiz uygulama, bu 14 elementin toprakta yeterli ve dengeli miktarda bulunmasını sağlama sanatıdır. Hangi elementin ne işe yaradığını bilmeden yapılan gübreleme, çoğu zaman parayı toprağa gömmek demektir. Bu rehberde her bir besin elementinin bitkideki görevini, eksikliğinde ortaya çıkan belirtileri ve Türkiye topraklarına özgü pratik noktaları çiftçinin anlayacağı dilde ele alıyoruz. Amaç ezber değil, tarlada karşılaştığınız sorunu okuyabilmenizdir.
Bitkinin normal büyüyüp ürün verebilmesi için ihtiyaç duyduğu kimyasal elementlere bitki besin elementleri denir. Bir elementin besin elementi sayılması için üç şart aranır: o element olmadan bitki yaşam döngüsünü tamamlayamamalı, görevi başka bir elementle karşılanamamalı ve bitki gelişimine doğrudan katkı sağlamalıdır. Bu elementler bitkinin ihtiyaç duyduğu miktara göre ikiye ayrılır. Makro elementler bitkinin çok miktarda kullandığı elementlerdir ve azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum ile kükürtü kapsar. Mikro elementler ise çok az miktarda gereken ama görevi hayati olan demir, çinko, mangan, bakır, bor, molibden ve klordur. Buradaki en kritik yanılgı miktar ile önem arasında bağ kurmaktır. Bir dekar alanda çinko ihtiyacı gram düzeyindedir ama çinko eksikliği tüm ürünü sıfırlayabilir. Yani az gereken bir element asla önemsiz değildir. Dengeli beslenme bu yüzden hem makroyu hem mikroyu birlikte düşünmeyi gerektirir.
Azot, bitkinin en fazla ihtiyaç duyduğu ve eksikliğini en hızlı hissettiren elementtir. Yaprakların yeşil rengini veren klorofilin, hücrelerin yapı taşı olan proteinlerin ve enzimlerin temel bileşenidir. Yeterli azot alan bitki hızlı büyür, bol yaprak yapar, koyu yeşil ve gösterişli olur. Azot eksikliğinde bitki önce alttaki yani en yaşlı yapraklardan sararmaya başlar, çünkü bitki hareketli olan azotu genç yapraklara taşır. Bitki cılız kalır, boyu kısalır, verim düşer. Fazla azot ise ayrı bir tehlikedir. Aşırı azotla bitki sürekli yaprağa yürür, sap yumuşar ve yatar, meyve tutumu gecikir, hastalık ve zararlıya karşı direnç düşer, üründe raf ömrü kısalır. Türkiye'de en çok yapılan hata da budur: koyu yeşil tarlayı sağlık zannedip bilinçsizce üre veya amonyum sülfat atmak. Azot toprakta çok hareketlidir, yağmur ve sulama ile kolayca yıkanıp derinlere gider. Bu yüzden azotu tek seferde değil, bitkinin ihtiyaç dönemlerine bölerek vermek hem verimi artırır hem israfı önler.
Fosfor, bitkinin enerji parasıdır. Fotosentezle üretilen enerjiyi taşıyan moleküllerin, hücre bölünmesinin ve kalıtım maddesinin yapısında yer alır. En belirgin görevi kök gelişimini teşvik etmesi, çiçeklenme ve meyve bağlamayı desteklemesi, tohum ve tane oluşumunu güçlendirmesidir. Bu yüzden fosforun büyük kısmı ekim veya dikimde, köke yakın verilmelidir; çünkü fosfor toprakta neredeyse hareketsizdir, atıldığı yerde kalır. Fosfor eksikliğinde yapraklarda ve saplarda mora çalan kırmızımsı renklenmeler, geriye giden gelişme görülür. Potasyum ise bitkinin sağlık ve kalite bakanıdır. Bitki dokusunun bir yapı taşı değildir ama su dengesini, terlemeyi, şeker ve nişasta taşınmasını, hücre basıncını düzenler. Yeterli potasyum alan bitki kurağa, soğuğa, hastalığa daha dayanıklı olur; meyvenin şekeri, rengi, iriliği ve dayanıklılığı artar. Potasyum eksikliği önce yaşlı yaprakların kenar ve uçlarında kahverengi yanıklar şeklinde belli olur. Meyve ve sebzede kaliteyi doğrudan potasyum belirlediği için, ürün olgunlaşma döneminde potasyumlu beslemeye özen gösterilmelidir.
Çiftçi çoğu zaman NPK'yı düşünüp bu üçlüyü unutur, oysa eksiklikleri sık ve ürün bozucudur. Kalsiyum hücre duvarının çimentosudur, dokulara sağlamlık verir ve kök uçlarıyla büyüme noktalarının gelişmesini sağlar. Kalsiyum bitki içinde çok az hareket eder, bu yüzden eksiklik daima en genç dokularda görülür. Domateste ve biberde meyve dip kısmının çürümesi, elmada acı benek, marulda yaprak kenarı yanığı klasik kalsiyum eksikliği belirtileridir ve çoğu zaman toprakta kalsiyum yetse bile düzensiz sulamadan kaynaklanır. Magnezyum, klorofilin tam merkezindeki elementtir; yani magnezyum yoksa yeşil renk de yoktur. Eksikliğinde yaşlı yapraklarda damarlar yeşil kalırken damar araları sararır, bu tipik desen tanıyı kolaylaştırır. Kükürt ise proteinlerin ve bitkiye kokusunu veren bileşiklerin yapısında bulunur; soğan, sarımsak, turpgiller kükürdü çok sever. Kükürt eksikliği azota benzer sararmaya yol açar ama farkı, genç yapraklardan başlamasıdır. Bu üç element özellikle yoğun NPK gübrelemesi yapılan ve organik maddesi düşük topraklarda hızla açık verir.
Mikro elementler bitkide çoğunlukla enzimlerin çalışmasını sağlayan anahtarlar gibi görev yapar; miktarları küçüktür ama biri eksik olduğunda tüm sistem tıkanır. Demir, klorofil üretiminde rol oynar; eksikliğinde genç yapraklar damarlar yeşil kalarak sararır, buna demir kloroz denir. Çinko büyüme hormonlarıyla ve enzimlerle ilgilidir; eksikliğinde yapraklar küçülür, boğum araları kısalır, rozetleşme görülür. Mangan fotosentez ve enzim sistemlerinde çalışır. Bakır enzim ve döllenme süreçlerinde görevlidir. Bor ise çiçeklenme, döllenme, meyve tutumu ve şeker taşınması için kritiktir; eksikliğinde büyüme uçları ölür, meyvelerde çatlama ve içi boşalma olur. Molibden bitkinin azotu kullanabilmesi için gereklidir. Klor su dengesinde rol oynar ve nadiren eksik olur. Mikro elementlerde çok önemli bir kural vardır: aralarındaki denge dardır, biri fazla verildiğinde diğerinin alımını engelleyebilir ve fazlası kolayca zehir etkisi yapar. Bu yüzden mikro element takviyesi tahminle değil, belirti ve tercihen analiz temelinde yapılmalıdır.
Türkiye topraklarının büyük bölümü kireçli ve yüksek pH'lıdır. Bu koşul birçok elementin toprakta bulunsa bile bitki tarafından alınamaz hale gelmesine yol açar. En yaygın sorunların başında çinko eksikliği gelir; özellikle İç Anadolu'nun tahıl alanlarında çinko eksikliği verimi ciddi düşürür ve çinkolu gübre uygulaması buğdayda belirgin fark yaratır. İkinci sırada kireçli topraklarda sık görülen demir klorozu vardır; bağ, meyve bahçeleri ve narenciyede genç yaprakların sararması bunun işaretidir. Kireçli topraklarda bor ve mangan alımı da zorlaşabilir. Organik maddesi düşük topraklarda ise kükürt ve magnezyum açığı artar. Buradaki temel gerçek şudur: sorun çoğu zaman toprakta elementin olmaması değil, yüksek kireç ve pH nedeniyle alınamamasıdır. Bu yüzden pH'ı düşünmeden yapılan gübreleme parayı boşa harcamak olabilir. Kireçli toprakta mikro elementleri yapraktan uygulamak veya alınabilir formda vermek çoğu zaman toprağa atmaktan daha etkilidir.
Bitki beslemenin temelinde basit ama güçlü bir kural yatar: minimum kanunu. Bu kurala göre verim, en bol bulunan elementle değil, en kıt bulunan elementle sınırlanır. Fıçının en kısa tahtası suyu ne kadar tutabiliyorsa, tarlanızın verimini de en eksik element o kadar belirler. Yani azotu, fosforu, potasyumu bol bol verseniz bile çinko veya bor eksikse verim o dar boğazda takılır. Bu yüzden bir elementi artırmak her zaman çözüm değildir; asıl marifet eksik olanı bulup dengeyi kurmaktır. Elementler arasında etkileşim de vardır: fazla potasyum magnezyum ve kalsiyum alımını engeller, fazla fosfor çinkoyu bloke eder, aşırı azot birçok dengeyi bozar. Dengeli beslenmenin altın kuralı, kör gübreleme yerine ölçmektir. Birkaç yılda bir toprak analizi yaptırmak, gerektiğinde yaprak analizi ile desteklemek, atılacak gübreyi tesadüfe değil ihtiyaca dayandırır. Doğru element, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru yöntemle verildiğinde hem verim artar hem maliyet düşer hem de toprak sağlığı korunur.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni