Menü
Tarlada ya da bahçede bir bitki her zaman ideal koşullarda büyümez. Susuz kalır, aşırı sıcağa yakalanır, toprağı tuzlanır ya da bir hastalık, bir zararlı üzerine çöker. İşte bitkinin normal gelişimini bozan, verimini düşüren bu olumsuz koşulların tamamına stres denir. Ziraatte stres iki büyük gruba ayrılır. Cansız çevre kaynaklı olanlara abiyotik stres, canlı organizma kaynaklı olanlara ise biyotik stres denir. Bu ayrımı bilmek çiftçi için sadece teorik bir bilgi değildir. Çünkü tarladaki bir sararmanın sebebi susuzluk mu, tuzluluk mu, yoksa bir mantar hastalığı mı sorusuna doğru cevap vermeden yapılan her müdahale para ve zaman kaybıdır. Bu rehberde iki stres tipini, belirtilerini, birbirinden nasıl ayırt edileceğini ve Türkiye koşullarında dayanıklılığı artırma yollarını uygulamaya bağlı olarak anlatıyoruz.
Bitki, kökten aldığı suyu ve besini, yapraktaki fotosentezi ve terlemeyi bir denge içinde yürütür. Sıcaklık, ışık, su, toprak tuzu gibi koşullar belli bir aralıkta kaldığı sürece bu denge korunur. Koşullar bu aralığın dışına çıktığında bitki enerjisinin bir kısmını büyümekten ayırıp kendini korumaya harcar. İşte verim kaybının asıl sebebi budur. Örneğin sıcak bir öğle vaktinde domates yaprakları pörsük görünür, akşam serinleyince toparlar. Bu geçici bir strestir. Ama susuzluk günlerce sürerse bitki çiçek döker, meyve tutmaz ve kalıcı zarar görür. Önemli bir nokta şudur: stres çoğu zaman tek başına gelmez. Susuz kalan bir bitki aynı anda sıcaktan da etkilenir, zayıf düşünce zararlıya da açık hale gelir. Bu yüzden çiftçi belirtiyi tek bir sebebe bağlamadan önce tabloya bütün olarak bakmalıdır.
Türkiye tarımının en yaygın abiyotik stresi kuraklıktır. Bitki topraktan çektiği suyu yapraktaki gözeneklerden buharlaştırarak serinler ve besin taşır. Su azaldığında bitki bu gözenekleri kapatır, böylece fotosentez de yavaşlar. Belirtileri kademelidir: önce yapraklarda mat, donuk bir renk ve gün ortasında pörsüme, sonra alt yaprakların sararıp dökülmesi, tahıllarda başakların cılız kalması, meyvede küçülme ve çatlama. Buğdayda başaklanma döneminde, mısırda tozlanma döneminde yaşanan su stresi doğrudan taneye vurur ve o sezon telafisi olmaz. Pratik ipucu: sulamayı takvime göre değil bitkinin ve toprağın durumuna göre yapın. Toprağı 10-15 santim derinden avucunuza alıp sıktığınızda dağılıyorsa su ihtiyacı başlamış demektir. Sabahın erken saatinde sulamak, öğlen sıcağında sulamaya göre çok daha az buharlaşma kaybı verir. Damla sulama, karık veya salma sulamaya kıyasla su stresini çok daha dengeli yönetmenizi sağlar.
Tuzluluk, özellikle Konya Ovası, Harran gibi kurak ve yarı kurak alanlarda, aşırı ve bilinçsiz sulamayla artan sinsi bir strestir. Toprakta biriken tuz, bitkinin kökle su çekmesini zorlaştırır. Sonuç garip görünür: toprak nemli olduğu halde bitki susuzluk çeker. Belirtisi yaprak kenarlarından başlayan kuruma, yanma görünümü ve bodurlaşmadır. Tuzluluğu kuraklıktan ayıran ipucu, toprak yüzeyinde beyazımsı kabuk ve suladıkça durumun düzelmeyip kötüleşmesidir. Sıcaklık stresi ise iki uçludur. Yüksek sıcaklık çiçek dökümüne ve tozlanma başarısızlığına yol açar; biberde, domateste sıcak dalgasında meyve tutmama bunun tipik örneğidir. Düşük sıcaklık ve don ise ilkbaharda tomurcuk ve çiçekleri vurarak kayısı, badem, asma gibi ürünlerde tüm sezonu riske atar. Türkiye'de ilkbahar geç donları meyvecilikte en büyük abiyotik risklerden biridir. Bu stresler görülür görülmez değil, öngörülerek yönetilir: don uyarısı takibi, tuzlu toprakta yıkama ve drenaj, sıcakta gölgeleme ve sulama zamanlaması gibi.
Biyotik stres, canlı bir etkenin bitkiye zarar vermesidir. Üç ana grup vardır. Birincisi mantari, bakteriyel ve viral hastalıklar. İkincisi böcek, akar, nematod gibi zararlılar. Üçüncüsü ise su ve besin için bitkiyle yarışan yabancı otlardır. Mantar hastalıkları nemli ve serin koşullarda patlar; bağda ve domateste mildiyö, tahılda pas ve külleme bunun bilinen örnekleridir. Belirtileri genellikle desenlidir: yaprakta yağ lekesi görünümü, alt yüzde kül gibi örtü, halkalı lekeler, yaprak altında beyaz veya turuncu tozlanma. Zararlılar ise doğrudan emerek veya yiyerek zarar verir; yaprak bitleri sürgün uçlarında kıvrılma ve yapışkanlık, beyazsinek yaprak altında bulut halinde uçuşma, kırmızıörümcek yaprakta ince ağ ve noktalanma bırakır. Önemli bir gerçek: birçok zararlı aynı zamanda virüs taşıyıcısıdır, yani doğrudan verdiği zarardan çok yaydığı hastalıkla tehlikelidir. Bu yüzden zararlı takibi erken yapılmalıdır.
Sahada en çok karıştırılan konu budur ve doğru teşhis yanlış masraftan korur. En pratik ayırt edici işaret dağılım desenidir. Abiyotik stres genellikle tarlada geniş, tekdüze ve simetrik görülür: susuzlukta tarlanın kurak köşesi, tuzlulukta çukur ve suyun biriktiği şeritler, donda belli bir yükseklik hattı topluca etkilenir. Bitki üzerinde de simetriktir, örneğin her iki yaprak kenarı birden yanar. Biyotik stres ise düzensiz, dağınık, ocak ocak yayılır ve zamanla bir bitkiden diğerine bulaşarak genişler. İkinci ipucu iz aramaktır: lekenin üzerinde küf, tozlanma, salgı, böcek, yumurta, ağ veya dışkı varsa canlı bir etken vardır. Abiyotik streste böyle bir kalıntı bulunmaz. Üçüncüsü zaman seyridir: don veya sıcak dalgasından bir iki gün sonra aniden çıkan belirti abiyotiktir, günlerce yavaşça büyüyen ve komşu bitkiye atlayan belirti biyotiktir. Emin olamadığınızda yaprak veya bitki örneğini fotoğraflayarak il veya ilçe tarım müdürlüğüne ya da bir ziraat mühendisine danışın; ilaçlı müdahale kararı ve reçete mutlaka uzman gözetiminde verilmelidir.
Tarlada en pahalıya mal olan hatalar teşhisten önce başlar. Birinci yanlış, her sararmayı gübre eksikliği sanıp azotlu gübreye yüklenmektir; oysa sararmanın altında çoğu zaman susuzluk, kök boğulması veya tuzluluk yatar ve fazla gübre bu bitkiyi daha da zorlar. İkinci yanlış, mantar belirtisini zararlı sanıp ya da tam tersini yaparak yanlış grup ürünle mücadeleye kalkışmaktır; etken doğru tanımlanmadan yapılan uygulama hem işe yaramaz hem de faydalı böcekleri ve dengeyi bozar. Üçüncü yaygın hata, susuz kalmış bitkiyi hemen bol suya boğmaktır; ani ve aşırı sulama kökü havasız bırakır ve meyvede çatlamaya yol açar, çözüm dengeli ve kademeli sulamadır. Dördüncüsü, abiyotik stresle zayıf düşmüş bir bitkinin arkasından gelen hastalığı görmezden gelmektir; stresli bitki savunmasız olduğu için ikincil enfeksiyonlara açıktır. Son olarak, öğlen sıcağında görülen geçici pörsümeyi kalıcı hastalık sanıp gereksiz müdahale yapmak da sık rastlanan bir telaş hatasıdır; akşam serinliğinde bitkinin toparlayıp toparlamadığını gözlemek çoğu zaman doğru cevabı verir.
Strese karşı en iyi mücadele, stres çıkınca değil çıkmadan önce yapılan hazırlıktır. Temel prensip, sağlıklı ve dengeli beslenmiş bir bitkinin hem kuraklığa hem hastalığa daha dirençli olmasıdır. İlk adım çeşit seçimidir: bölgenizin iklimine uygun, kuraklığa veya soğuğa toleranslı, bilinen hastalıklara dayanıklı tescilli çeşitleri tercih etmek, sezon boyunca yaşanacak çok sorunu baştan azaltır. İkincisi toprak sağlığıdır: organik maddesi yüksek, iyi drene olan toprak hem suyu daha iyi tutar hem de kök gelişimini destekleyerek bitkiyi dengeye getirir; ahır gübresi ve yeşil gübreleme bu yönde çalışır. Üçüncüsü münavebedir: aynı tarlaya sürekli aynı ürünü ekmek, o ürünün hastalık ve zararlılarını toprakta biriktirir, ürün değiştirmek bu döngüyü kırar. Dördüncüsü koruyucu kültürel önlemlerdir: uygun ekim sıklığı havalanmayı sağlayıp mantar baskısını azaltır, yabancı ot temizliği hem su rekabetini hem zararlı barınağını düşürür, tarla hijyeni hastalıklı bitki artıklarının kaynak olmasını önler. Toprak analizi yaptırıp beslemeyi ölçüye göre planlamak ve bölgenizdeki ziraat mühendisiyle çalışmak, bu dayanıklılık zincirinin en sağlam halkasıdır.
Zorunlu olmayan çerezler onay vermediğiniz durumlarda kullanılmaz. Kategorileri açıp tercihinizi belirleyebilir, yurt dışı aktarımına ayrıca onay verebilirsiniz. Çerez Aydınlatma Metni